Üye Girişi
E-Posta Adresiniz :
Şifreniz :
Üyelik Formu
E-Posta Adresiniz :
*
Şifreniz :
*
Adınız :
*
Soyadınız :
*

Çarşamba akşamı Habertürk’de Zaman gazetesi yazarı Mümtaz’er Türköne ile tarihçi Prof. Dr. Sadetten Gömeç arasındaki tartışmayı izledim. Mümtaz’er Bey kurt motifinin Türk ırkıyla bir ilişkisi olmadığı, Ergenekon’un da aynı kurt sembolü gibi “sonradan uydurma bir hikaye” olduğunu iddia ediyordu.   

             “Ulusumuza mal olmuş, hepimizin sevdiği bir destanın uydurma olduğunu iddia etmenin kime ne faydası olabilir?” diye düşündüm bir an. Yalnız bizim değil her milletin kendisine ait kabul ettiği, benimsediği destanları vardır. Destanlar, milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış savaş, göç, istilâ gibi tarihî, toplumsal ve doğal olayların nesilden nesile aktarılırken hayal unsurlarıyla süslenmiş halleridir. Aynı toprak üzerinde yaşayan insanların birlikte gülüp birlikte ağlamalarını sağlar, zamk görevi yaparlar. Alnının ortasında gözü olan bir dev olmayacağını hepimiz biliriz ama gene de Dede Korkut’un anlattıklarını dinlemek hoşumuza gider. Kırgızların Manas destanı, Yunanlıların insan gibi yaşayan tanrılarına ait destanları (myth) vardır. Bir İtalyan profesörün ortaya çıksa ve “Ey İtalyan halkı bizim Romus Romulus hikayesi uydurmadır. Ortada dişi bir kurdun iki çocuğu emzirdiğine dair hiçbir bilimsel kanıt yok” dese komik duruma düşmez mi?
            Bizim destanlarımızın en önemli özelliği hepsinin Türklerin İslamiyetin kabulünden önceki dönemine ait olmasıdır. Anlaşılan o ki Türk ulusunun din dışında bazı ortak değerleri olması birilerini rahatsız ediyor. İslam dini ile tanışmamızdan önceki her şeyi kötülüyor ve unutmamızı istiyorlar. Adli bir kovuşturmaya Ergenekon ismi verilmesinin bir tesadüf olmadığını düşünmek yanlış olmaz sanırım. Çok yakında esrar kaçakçılarından veya adi hırsızlardan oluşmuş bir “bozkurtlar çetesi” yakalanabilir. Belli ki bizler “Türk” kelimesinden iyice utanana, bizi bir arada tutan her şeyden vazgeçene kadar çalışmaya devam edecekler. Aslında şu ana kadar yapılanları düşünürsek pek de başarısız olduklarını söyleyemeyiz. Sokaktaki insanımız artık kendi milletinden gurur duymuyor. Bunu söylerken herkesin “çağdışı aptal bir şövenist” olmasını istediğimi sanmayın, bahsettiğim şey bir ırka ait olduğumuzu utanmadan kabul etmek ve onunla onur duymak... Bin yedi yüz yıllık tarihi olan bir Türk, 250 yıl önce kurulan bir Amerikalının kendi milletinden onur duyduğu kadar duysun yeter. Aynı bir kişinin kendisiyle, evlatlarıyla, ailesiyle gurur duyması gibi...
Bugüne birkaç yılda gelmedik. Önce büyük yazarlarımız(!) “Biz Türkler gurur duyacak ne yaptık ki?” sorusunu yerleştirdi aklımıza.  “Biz doğuluyuz, bizim padişahlarımız kardeşlerini öldürdü... Osmanlı’da iyi olan her şey azınlıklara aitti” söylemi toplumun, en azından biraz okuyan kesimin aşağılık duygusuna düşmesine neden oldu. Hepimiz biliyoruz ki toplumlar da aşağılık duygusuna giren insanlar gibi reaksiyonel olarak öbür uça kaçabiliyorlar. “En kahraman Türk milleti, bir Türk on gavura bedel” gibi mesnetsiz iddialara sarılmamızın nedeni de bu aslında.  Türköne gibi düşünenler Türk kimliğini unutmaya çoktan razılar. Belki de bu yüzden destanlarımızı, ortak anılarımızı yok etmek istiyor, kurtuluşu ulusu değil dini motifleri ön plana çıkarmakta buluyorlar. Dinin insanları bir arada tutmaya yetmediğini görmek içinse uzağa bakmaya gerek yok; Gazze yeter...
16 Şubat 2009 Pazartesi / 18256 Kişi Okudu
Yorumlar
Copyright © 2006 - 2017 DoktorMurat.Net, Yasal Uyarı ve Gizlilik, Site Haritasi
Dr.Murat KINIKOĞLU Sağlıklı Yaşam Rehberiniz
İntermed Sağlık Merkezi Teşvikiye cad. No: 63 Nişantaşı Şişli/İstanbul
Tel: 0212 225 06 60 - Faks: 0212 2250895