Üye Girişi
E-Posta Adresiniz :
Şifreniz :
Üyelik Formu
E-Posta Adresiniz :
*
Şifreniz :
*
Adınız :
*
Soyadınız :
*

 

Yanı başınızda uyuyan eşinizi veya çocuğunuzu gözlemlediyseniz uykunun çok da durağan bir olay olmadığını fark etmişsinizdir. Uykuya dalan kişi en başta biraz tedirgindir, en ufak bir ses, uyarı hemen gözlerini açmasına neden olur; ayaklarını oynatır, bazen yerinden zıplar. Uyku derinleştikçe dış seslere karşı duyarlılık azalır. Dikkatli bakarsanız kapalı göz kapaklarının altındaki göz kürelerinin hareket ettiğini fark edersiniz.  
 
“Doktor Bey, eşimin uykuda soluk alıp vermesi duruyor diyerek korkuyla bana gelen bayanlar bilirim. Onlara endişe edecek bir şey olmadığını söylerim: uyurken soluk alıp vermemiz uyanıkken olduğundan farklıdır; bir hızlanır, bir yavaşlar, sonra tekrar hızlanır. Uzun duraklamalar olmadığı sürece (apne sendromunu bir başka yazıda ele alacağım) endişe etmeye gerek yoktur. 
Bizim dışarıdan gözlediğimiz uykudaki bu değişiklikler beyin elektrosunda “uyku döngüsü” adını verdiğimiz standart bir yapı gösterir. Erişkin bir insan gece boyunca yaklaşık 4-6 uyku döngüsü tamamlar. Her döngünün kendi içinde iki dönemi vardır. 
1-Gözlerin hareket ettiği REM (Rapid Eye Movement) dönemi: Yarım saat kadar süren bu dönemde kapalı göz kapakları altında hızlı göz hareketleri olur. Buna karşılık vücut hareketsizdir. Başta boyun kasları olmak üzere kol ve bacaklarımızdaki tüm çizgili kaslarımınız tonusu azalır. Nabız ve kan basıncı iniş çıkışlar gösterir, beyine giden kan miktarı artar. Rüyaların çoğunu bu dönemde görürüz. REM uykusunun ve rüyaların ertesi günkü zihin, hatırlama, hesap yapma, problem çözme fonksiyonlarımız üzerine çok olumlu etkisi vardır. 
2-Gözlerin hareket etmediği NREM (Non Rapid Eye Movement) dönemi: Bir-bir buçuk saat süren bu dönemin dört safhası vardır: uykuya giriş, hafif uyku dönemi ve son iki safhada derin uyku dönemi. Bu dönemde göz hareketi olmaz buna karşılık vücut hareketleri az da olsa vardır, solunum yavaşlar, kalp hızı ve tansiyon düşer, beyne giden kan akımı azalır. 
 
RÜYALAR:
2010 yılında Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma rüyaların, beynin yeniden organize olmasına yardımcı olduğunu, hafızadaki bilgilerin gözden geçirilmesini sağladığını gösterdi.  Toplam uyku süremizin % 20-25’inde rüya görürüz. Doğuştan kör olanlar dışında herkes rüya görür. Hiç rüya görmediklerini söyleyenler rüyalarını hatırlayamayanlardır. Rüyalarımız içinde bulunduğumuz ruh halinden, endişelerden, bilinçaltına yerleşmiş korkulardan etkilenir. Bu nedenle psikolog ve psikiyatrlar rüyalara önem verir, hastanın kendilerine söylemediği (veya söyleyemediği) sorunlara ait ipuçlarını rüyalarda bulmaya çalışırlar. 
Stresli, sıkıntılı dönemlerde, grip ve benzeri ateşli hastalıklarda, romatizma gibi ağrılı durumlarda kötü rüya ve kâbus görme ihtimali artar. Kadınlar (özellikle hamile olanlar) erkeklere kıyasla daha çok kâbus görür ve uyandıklarında daha detaylı hatırlarlar. Beyindeki koku merkezinin rüya merkezi ile yakın ilişkisi vardır. Bu nedenle kötü rüya görmek istemeyenlerin yattıkları yerin havasının temiz olmasına ve güzel kokmasına dikkat etmesi gerekir. Bir araştırmada, odada çürük yumurta kokusu ile gül kokusu olan iki denek grubu kıyaslanmış ve kötü kokunun kâbusları tetiklediği bulunmuştur. Bazı ilaçlar kötü rüya görme oranını artırırlar. Antidepresan ilaçların (örneğin venlafaksin=efexor) kullananların kötü rüyadan şikâyet ettiklerine çok şahit oldum.  
 
 
12 Mart 2012 Pazartesi / 14256 Kişi Okudu
Yorumlar
Copyright © 2006 - 2014 DoktorMurat.Net, Yasal Uyarı ve Gizlilik, Site Haritasi
Dr.Murat KINIKOĞLU Sağlıklı Yaşam Rehberiniz
İntermed Sağlık Merkezi Teşvikiye cad. No: 63 Nişantaşı Şişli/İstanbul
Tel: 0212 225 06 60 - Faks: 0212 2250895