Üye Girişi
E-Posta Adresiniz :
Şifreniz :
Üyelik Formu
E-Posta Adresiniz :
*
Şifreniz :
*
Adınız :
*
Soyadınız :
*

Geçenlerde hastalarımdan birinin oğlunu muayene ederken “Sen hiç spor yapmıyor musun?” diye şaka yollu takıldım. Göbeği maşallah babasını geçmişti. “Annem koşmama izin vermiyor” dedi sıkılarak. Belli ki halinden memnun değildi. “Koşarken yüzü kıpkırmızı oluyor, çarpıntı da oluyormuş” dedi annesi, babası başını sallayarak tasdik etti. Anladığım kadarıyla çocuk zaten doğru dürüst spor yapmıyormuş, en son gazetelerde çıkan tekvando turnuvasında ölen çocuk haberini okuyunca tüm koşmalı aktiviteleri yasaklamışlar. “Tam yasaklamadık ama koşarken dikkat et dedik” diyerek düzeltti anne. “Neye dikkat edecek?” diye sordum. Bir çocuk koşarken kalbine nasıl dikkat edebilir? Zaten lapacı çocuklarımız bir de böyle korkutursak nasıl spor yapacaklar?

Şurası bir gerçek ki zaten spor yapmayan çocuklarımız ve aileleri gazetelerde çıkan haberlerden sonra iyice korkar oldular. Lisanslı spor yapan çocukların anne babaları “çocuğum sporu bıraksa da ben de rahat etsem” diye dua ediyorlar. Oysa spor yapan insan (ve çocuk) sayımız Avrupa ülkeleri ve ABD ile kıyaslandığında yok denecek kadar az. Diğer spor dallarından vazgeçtim, iyi olduğumuzu sandığımız futbolda bile çok geriyiz. Almanya’da her 12 kişiden biri, Hollanda’da 16 kişiden biri, Fransa’da her 30 kişiden biri lisanslı futbolcuyken Türkiye’de bu oran 200 de 1.

Spordan korkmamızda basının rolü büyük. Her ölüm vakasının arkasından –sanki bu olaylar sadece bizim ülkede oluyor veya spor ölümlerini tamamen engellemek mümkünmüş gibi- bir cadı avı başlatılıyor. Önce antrenör suçlanıyor, sonra il spor müdürlüğü sorguya çekiliyor, en son “Neden bu çocuğun spor yapmasına izin verdin?” diye doktorun peşine düşüyorlar.

İstiklal Caddesinde yürürken kafasına yukarıdan mermer parçaları düşmesiyle ağır yaralanan kızcağızı duymuşsunuzdur. Buna rağmen hepimiz gene İstiklal caddesinde yürüyoruz, eğer akıl sağlımız yerindeyse iki de bir başımızı yukarı kaldırıp bir şey düşer mi diye kontrol de etmiyoruz. Zorlamalı sporlar da aynen böyledir. Risk vardır ancak kazandığımız fayda o kadar çoktur ki bu çok küçük riski görmezden geliriz. Bunu söylerken çocuklarınızı doktor kontrolüne götürmeyin demek istemiyorum, performans sporu yaparların tabii ki doktor kontrolünden geçmesi ve bazı temel testlerin yapılması gerekir.

Batı ülkelerinde çocukların spor yapmasına nasıl bakıldığı konusunda iki örnek vereceğim. Birincisi Mart ayında The New York Times da yayınlandı (1). 15 yaşındaki bir atlete “doku sertleşmesi hastalığı” tanısı konuluyor, kızcağızda bitiş çizgisine geldiğinde bir çeşit felç ortaya çıkıyor, ayakta duramayıp devriliyor. Hastalığın tedavisi yok. Buna rağmen çocuğa sporu bıraktırmıyorlar ve 18 yaşına geldiğinde Carolina eyalet birincisi oluyor. Bizde hangi anne baba bu durumdaki çocuğuna spor yaptırır, hangi doktor korkmadan izin verir? İkinci örnekte daha ciddi bir rahatsızlık söz konusu, genç bir yüzücüde tıp dilinde uzamış Q-T sendromu dediğimiz, bayılma hatta ani kalp durmasıyla ölüme neden olabilen bir kalp ritim bozukluğu (aritmi) saptanıyor (2). Tehlike o kadar büyük ki zavallı annesi çalışmalara kalbi durursa şok vereyim diyerek defibrilatör alarak gidiyor. Sonunda ne oluyor biliyor musunuz, bu kız çocuğu spora devam ediyor ve Atina olimpiyatlarında serbest sitilde ülkesine bir altın madalya kazandırıyor.

Sonuç olarak diyeceğim şu ki kendi evhamlarınız yüzünden çocuklarınızın koşmasına spor yapmasına engel olmayın. Bu konuda çocukları ve erişkinleri spor yapmaya teşvik etmesi gereken doktorlarımıza da büyük görev düşmektedir. Bir doktorun çocuğunu kendisine getiren anne babaya vereceği en güvenli cevap “kendini zorlamasa daha iyi olur” şeklindedir. Doktor bu önerisiyle gelecekte kendisine yöneltilecek suçlamalardan kurtulmuş olur ama ailenin içine bir korku girer. Oysa hekimlik -hastanın iyiliği söz konusuysa- risk almayı da gerektirir. Bir doktor, kendi çocuğu için nasıl risk alıyorsak hastaları veya onların çocukları için de almalıdır. Anne baba olarak bizlerin de çocuklarımızı spora teşvik etmemiz, cesaretlendirmemiz gerekiyor. Unutmayalım “Düzenli spor yapma alışkanlığı” çocuğumuza verebileceğimiz en kıymetli hediyedir.

 

  1. http://www.nytimes.com/2014/03/04/sports/for-runner-with-ms-no-pain-while-racing-no-feeling-at-the-finish.html?_r=0

  2. http://www.huffingtonpost.com/dana-vollmer/overcoming-arrhythmia-to-become-an-olympic-champion_b_4738449.html?1391703875/

01 Nisan 2014 Salı / 10306 Kişi Okudu
Yorumlar
Copyright © 2006 - 2017 DoktorMurat.Net, Yasal Uyarı ve Gizlilik, Site Haritasi
Dr.Murat KINIKOĞLU Sağlıklı Yaşam Rehberiniz
İntermed Sağlık Merkezi Teşvikiye cad. No: 63 Nişantaşı Şişli/İstanbul
Tel: 0212 225 06 60 - Faks: 0212 2250895