Üye Girişi
E-Posta Adresiniz :
Şifreniz :
Üyelik Formu
E-Posta Adresiniz :
*
Şifreniz :
*
Adınız :
*
Soyadınız :
*
      İnsanoğlu tam on iki bin yıldır ekmek yiyor...
      Son 20 yıldır ekmeği unuttuk...
      Benim kuşağım ve bizden önceki kuşaklar ekmekle büyümüştür... Üç öğünün ikisi ekmek peynir desem yalan olmaz... Akşama da mercimekli bulgur pilavının yanında ayran... Sonra ne olduysa birden ekmek tu kaka oldu... O zamanın çokbilmiş diyetisyen ve bilim adamları sayesinde, etin önemi abartılıp ekmeğe ise değersiz saman muamelesi yapılmaya başlandı. Eksik ve yanlış bilgilerle doldurulan anneler birbirlerini “Aman çocuğa fazla ekmek yedirme, akıllı olmaz...” diye uyarmaya başladılar. Sabahtan akşama köy ekmeği yiyen çocukların, cin gibi gözleri, kırmızı yanakları herkesi şüphelendiriyordu ama gene de bir kez ekmek gözden düşmüştü... O yıllarda piyasada gariban Anadolu köylüsünün değil de Amerikan üreticilerinin buğdayı ve mısırı satılsaydı, onun ne kadar kıymetli besinlerle ve vitaminlerle dolu olduğunu çoktan ezberlemiş olurduk.
      Yıllar geçti şimdi biz çokbilmiş doktorlar bu sefer hastalarımıza “Aman fazla et yemeyin, kepekli ekmek yiyin” diyoruz. Bu arada ekmeği azaltıp ete yönelmek hepimize pahalıya mal oldu. Toplumdaki kalp hastalıkları yüzdesi arttı, kolesterol seviyeleri yükseldi, yalnız onunla kalsa iyi, mide barsak kanserleri daha fazla görülmeye başladı... Eh, on bin yıldır sabah akşam yediğimiz, üç kere öpüp başımıza koyduğumuz, genetik kodlarımıza işlemiş ekmek yeme alışkanlığını 20 yılda pat diye değiştirmeye çalışırsak olacağı buydu...
       Çocukluğumla ilgili hasretle hatırladığım şeylerden birisi ekmek kokusudur. Evimizin bahçesinde komşularla birlikte, yılda birkaç kez -sanki kutsal bir ayin gibi- günler öncesinden hazırlıkları başlayan ve birkaç gün süren ekmek yapımını, tandır ateşinde pişen ekmeğin ve Biliğin kokusunu unutamam. Bahsettiğim ekmek, tabi ki şimdi fırından aldığınız -değerli kısmı atılmış- beyaz ekmek değil, esmer ekmektir. Kepeği atılmamış tam buğday ununda, embriyo, yani yeni buğday başağının oluşmasını sağlayan en değerli öz vardır. Rüşeym dediğimiz proteinden zengin bu kısım buğdayın cücüğü olup %3 gibi çok küçük bir kısmını oluşturur ve bilinen en zengin vitamin E kaynağıdır. Ayrıca, A, B kompleks vitaminleri ve mineraller açısından da çok zengindir. Zengin fiber içeriğini de düşünürsek kepekli köy ekmeğinin nasıl mükemmel bir besin maddesi olduğu daha iyi ortaya çıkar.
       Size bir önerim var...
       Bu Pazar günü çocuklarınızla birlikte ekmek yapın. Onları yanınıza alın, hamuru nasıl kardığınızı, nasıl mayalandığını, fırına nasıl verdiğinizi ve nasıl piştiğini sizinle birlikte görsünler. Binlerce yıl önce atalarımızın yaptığı ekmekten çıkan kokuyu içlerine çeksinler.. Gerçi onlar ateşin ellerini yakmasını hissedemeyecek, sıçrayan kıvılcımlardan kikirdeyerek kaçamayacak, duman gözlerine kaçınca birbirlerine gülemeyecekler ama gene de bırakın yanınızda hamura dokunup, yumuşaklığını hissetsinler, nasıl mayalandığını öğrenip sizinle birlikte on iki bin yıldır yapılan ritüelin belki de son tekrarlayıcıları olsunlar....
İşte malzemeler: (Bir değirmenden kepeği ayrılmamış tam buğday unu bulun, bu imkanınız yoksa marketlerde paket içinde satılan tam buğday unundan alın.) Üç su bardağı tam un, yarım küçük paket yaş maya, bir çorba kaşığı pekmez, iki çorba kaşığı süt, 1 çay kaşığı tuz, bir çay kaşığı şeker, üç çorba kaşığı keten tohumu, 1 su bardağı iri parçalanmış ceviz....
1.      Yarım bardak sıcak suda maya, şeker ve tuzu karıştırıp eritin, üzerini kapayarak mayalanmasını bekleyin. Sonra kabaran mayayı unun ortasına döküp, pekmez ve sütü ekleyip gerektiği kadar ılık su ilave ederek hamur yapın. Keten tohumu ve cevizi de karıştırarak yoğurun. Üzerini bir bezle örtüp mayalanması için tekrar 45 dakika kadar bekleyin. Hamur kabararak mayalandığını belli edecektir. 
2.      Fırın tepsinin tabanına yapışmaması için biraz un döküp, yaptığınız küçük ekmekçikleri tepsiye yerleştirin....
3.      Önceden 180 derece ısıtılmış fırına yerleştirip 30 dakika kadar pişirin. (Pişip pişmediğini anlamak için ekmeğe bir bıçak batırın; hamur bıçağın üzerine yapışmıyorsa ekmek pişmiş demektir.)
      İşte bitti... Böylece çocuklarınıza yıllar sonra kendi çocuklarına anlatacakları bir anı da vermiş oldunuz... İlerde bir gün, siz bu dünyadan göçtüğünüzde, onlarda kendi çocuklarını yanlarına alıp, son model dondurucularından çıkardıkları garip şeyleri ultra-süper-mikrovave’lerin de ısıtırken “Eskiden elektrikle çalışan fırınlar vardı, bir gün hiç unutmam annem babamla birlikte ekmek yapmıştık, elim tepsiye değip yanmıştı....” diye iç çekerek anlatacaklar, aynı şimdi benim yaptığım gibi....
28 Mart 2009 Cumartesi / 15872 Kişi Okudu
Yorumlar
Copyright © 2006 - 2017 DoktorMurat.Net, Yasal Uyarı ve Gizlilik, Site Haritasi
Dr.Murat KINIKOĞLU Sağlıklı Yaşam Rehberiniz
İntermed Sağlık Merkezi Teşvikiye cad. No: 63 Nişantaşı Şişli/İstanbul
Tel: 0212 225 06 60 - Faks: 0212 2250895