Üye Girişi
E-Posta Adresiniz :
Şifreniz :
Üyelik Formu
E-Posta Adresiniz :
*
Şifreniz :
*
Adınız :
*
Soyadınız :
*

 

Kalbinizi iyi dinleyin!
Bu yazı dizisinde erken ölümlerin birinci nedeni olan kalp krizini tanıyacağız
 
İlker AKGÜNGÖR HABER MERKEZİ
Sıcak hava, ağır spor, yanlış beslenme ve sessiz gelen ölüm... Bazen 21 yaşında, halı sahada ya da spor yaparken yakalayabiliyor. Bu yazı dizisinde erken ölümlerin birinci nedeni olan kalp krizini tanıyacağız. Birkaç gün boyunca hem kardiyoloji hem de iç hastalıkları uzmanı olan ünlü doktor Murat Kınıkoğlu bize kalp krizi nedir, geldiğini nasıl anlarsınız, kalp krizi geçirirken ne yapmalısınız, kimler kalp riski altında yaşıyor gibi bir çok hayati noktayı anlatacak. Uzman doktor Murat Kınıkoğlu ile krizin oluşmasındaki önemli nedenlerden biri olan kalp krizi ile sporun ilişkisini ve beslenmeyi de detaylı olarak masaya yatıracağız. 
 
- Kalp krizi nasıl gerçekleşir? 
Kalbi besleyen, koroner arterler adını verdiğimiz üç damardan birinin veya dallarının tıkanmasına ve damarın suladığı kalp kasının harabiyetine kalp krizi diyoruz. Sigara içen, beslenmesine dikkat etmeyen, kolesterolü veya şekeri yüksek kişilerde kalp damarlarının içinde “plak” adını verdiğimiz kolesterol birikintileri vardır. Bu birikintiler hiçbir bulgu vermeyebilir. Fazla sayıda plak olması ve plakların üzerindeki koruyucu tabakanın ince olması (ki biz buna hassas plak diyoruz) yırtılma/kopma riskini artırır. Damar içindeki plakların yüzeyi koruyucu bir tabaka ile kaplıdır. Buna rağmen fiziksel veya duygusal bir yüklenme (ağır kaldırma, koşma veya aniden kötü bir haber alma) veya yağlı ağır bir yemekteki toksik maddeler plağın yırtılmasına neden olur. Yırtılan plağın üzerine hücum eden kan hücreleri kısa süre içinde bir pıhtı oluşturarak damarı tıkaması sonucu kalp krizi gerçekleşir. 
 
- Kalp krizinde özellikle kimler risk altında? 
Kalp krizi en çok 40 yaş üzerindeki erkek hastalarda görülür, kadınlarda daha çok menapozdan sonra ortaya çıkar. Kalp damarlarında tıkanmaya neden olan risk faktörleri ne kadar çoksa kalp krizi riski de o kadar yüksektir. 
- Bir numaralı risk faktörü tansiyon yüksekliğidir.
- Sigara önemli bir risk faktörüdür. Bağımlılığın azaldığı batı ülkelerinde kalp krizi oranları düşmektedir. 
- Kötü beslenme ve kolesterol yüksekliği damarları tıkayıcı bir rol oynar. Hayvansal gıdalardan, doymuş yağlardan zengin bir beslenme, aşırı miktarda şeker ve şekerli gıdaların tüketimi kolesterol ve şekeri yükselterek kalp krizi riskini artırır. 
- Şeker hastalığı kalp krizi geçirme riskini 2 misli artırır. 
- Koltukta televizyon seyreden, masa başında çalışan insanların riski yüksektir. Düzenli spor yapanların kalp krizi geçirme oranı yüzde 50 daha azdır. 
- Yaş ilerledikçe risk artar. Erkeklerde 55, kadınlarda 65’ten sonra kalp krizi riski her on yılda bir ikiye katlanır. 
- Aileden birinin erken yaşta (erkekse 55, kadınsa 65 yaşından önce) kalp krizi geçirmiş olması riski artırır. l Doğum kontrol hapı kullananlarda, menapoz sonrası hormon tedavisi alanlarda kalp krizi riski artar. Menopoza giren kadınların ateş basması ve terlemelerden kurtulmak için alacakları hormon tedavisi hem kalp krizi hem meme kanseri riskini artırır. 
- Şişmanlık hem riski artırır, hem de krizin daha ağır seyretmesine neden olur. 
- Diş eti hastalıkları da riski yükseltir 
 
- Göğsü ağrıyan bir insan kalp krizi geçirip geçirmediğini nasıl anlar? 
1- Ağrının yeri: Kalp ağrısı göbeğin üstünden çeneye kadar tüm üst göğüs bölgesinde, sol kolun, nadiren sağ kolun iç yüzünde ve sırtta görülebilir. Göğüste baskı olmadan sadece sırtta veya sadece sol kolda ağrı olmaz. 
2- Ağrının şekli: Kalp ağrısı bıçak ucu batması veya iğnelenme şeklinde olmaz, baskı, yanma veya sıkışma şeklinde olur. Hastalar göğüslerine bir ağırlık geldiğini, ezildiğini veya birisinin kalbi ellerinin arasına alıp sıkıştırdığını söyler. 
3- Ağrının gelişi: Kalp ağrısı genellikle fiziksel veya duygusal bir yüklenme veya aşırı bir yemek sonrası gelir. Koşarken, elinizde yük taşırken, patronunuzla kavga ettiğiniz esnada ya da aniden kötü bir haber aldığınız anda gelebilir. Hiçbir stres olmadan oturduğunuz veya yattığınız yerde gelme ihtimali daha azdır. 
4- Ağrının süresi: Kalp ağrısı üç, beş dakika, en fazla on beş dakika sürer. On beş dakikadan fazla sürmesi hastanın kalp krizi geçirdiği anlamına gelir. Sabah başlayan ağrı akşama kadar devam ediyorsa ve hasta bu sırada günlük aktivitesine devam edebiliyorsa bu kalp ağrısı değildir. 
5- Kalp krizinde ağrıyla birlikte bulantı, kusma, soğuk terleme, rengin solması gibi belirtiler olabilir. 
6- Kadınlarda tipik göğüs ağrısı olmayabilir, kadın hastalar daha çok çabuk yorulmadan ve nefes darlığından şikayet ederler. 
7- Kalp ağrısı bazen sadece gaz şeklinde olur. Riskli hastalar durduk yere gelişen bir hazımsızlık atağından gaz ve şişkinlikten her zaman şüphelenmelidir. 
- Kalp krizi geçirdiğini anlayan bir kişi ne yapmalı? 
1. Kalp krizi geçirdiğinden şüphelenen bir kişi ilk olarak hemen bir aspirin çiğnemelidir. 
2. Yürümek, koşmak doğru değildir. Ayaklar biraz yukarıda olarak uzanıp, istirahat edilmeli. 
3. Ambulans çağırın. Bu sırada yakınlarınız sizi önceden belirlediğiniz, 24 saat koroner anjiyografi ve balon/stent işlemi yapma kapasitesine sahip hastaneye bir an önce ulaştırmak için hazırlık yapmalı. Ağrı başladıktan sonraki ilk iki saat içinde hastaneye ulaşmanız halinde tıkanan damarın balon ve stent uygulanarak kalpte kalıcı hasar oluşmadan açılması mümkündür. 
4. Doktorunuz daha önce dil altı nitrogliserin (isordil 5) verdiyse dilinizin altında emin. 
Kalp krizi sonrası dönemde ne yapılmalı? 
Kalp krizinin ilk 24 saati çok önemlidir. Ani kalp durmaları ve kalp yetmezliği gibi komplikasyonlar olduğu için hastaların bu dönemi mutlaka hastanenin koroner bakım ünitesinde geçirmesini isteriz. Evde ilaçlarınızı doktorunuzun tariflerine uyarak kullanın.Göğsünüzde yanma, ağrı, baskı gibi şikayetler olması halinde doktorunuza haber verin. Günde en az bir kez tansiyonunuzu ölçün. Büyük tansiyonun 11’in altına düşmesi, 16’nın üzerine çıkması halinde doktorunuzla konuşun. Kalp atışlarında düzensizliğin sık olması, birlikte baş dönmesi ve fenalık hissi halinde doktorunuzla konuşun. Kalp krizi geçirenlerde uykusuzluk, endişe hatta depresyon sık görülür. Olumlu düşünün. Boğazınıza hakim olup, biraz da yürürseniz bir daha kolay kolay kalp krizi geçirmezsiniz. İdeal kilonuza inmek için zayıflayın. Yatakta istirahate gerek yok. Ağırlık kaldırmayın ve stresten uzak durun. Mümkünse ilk ay işe gitmeyin, araba kullanmayın ve seks yapmayın. 6. haftadan sonra, doktorunuz izin veriyorsa günde 20 dakika hafif tempoda yürüyebilirsiniz. Asla sigara içmeyin. Hayvansal tüm besinleri bırakıp bitkisel beslenin. Şekerli yiyecekler yemeyin. 
Kalbinizden gol yemeyin!
Dr. Murat Kınıkoğlu,‘ölümcül tehlikeleri’ ve sağlıklı sporun püf noktalarını anlattı...
 
İlker AKGÜNGÖR HABER MERKEZİ (19.06.2012)
________________________________________
 
Hava sıcak, gündüz gölgede bile rahat nefes almak mümkün değil neredeyse... Akşam güneş battığında, serin havanın tadını çıkarmak için arkadaşlarınızla halı saha maçı yapalım diye düşünüyorsanız, dizimizin bu bölümünü okumadan plan yapmayın. Dr. Murat Kınıkoğlu, spor yaparken sizi pusuda bekleyen ‘ölümcül tehlikeleri’ ve sağlıklı sporun püf noktalarını anlattı...
KALP ve iç hastalıkları uzmanı Dr. Murat Kınıkoğlu’yla “sessiz ölüm” kalp krizinin en büyük tetikleyicisi olarak bilinen sporu masaya yatırıyoruz. Uzm. Dr. Murat Kınıkoğlu’na göre 35 yaşından sonra halı saha maçı yapmak tehlikeli. Dr. Kınıkoğlu, “40’ın üzerindeki erkeklerin yarısından çoğunun kalp damarlarında az ya da çok plak oluyor. Bu plaklar her an yırtılmaya hazır saatli bomba gibidirler. Plaklar önceden belirti vermedikleri için hasta kendisini çok iyi hisseder, akşam kesin bir gol atarım derken golü yer” diyor. Dr. Murat Kınıkoğlu spor salonlarında vücut geliştirme çalışanların kullandıkları ve adının sık duymaya başladığımız fazladan protein takviyesinin de kanser riskini arttırdığını söylüyor. İşte Kınıkoğlu’nun sorularımıza verdiği yanıtlar:
 
- Halı saha maçı yapmak tehlikeli mi?
35 yaşın üzerindekiler için tehlikeli. Yaş ilerledikçe, risk faktörleri arttıkça tehlike yükselir. Ülkemizde 40 yaşın üzerindeki erkeklerin yarısından çoğunun kalp damarlarında az veya çok plak vardır. Bu plaklar her an yırtılmaya hazır saatli bomba gibidirler. Hangi plağın ne zaman yırtılacağını, ne zaman damarı tıkayacağını kimse bilemez. Plaklar önceden belirti vermedikleri için hasta kendisini çok iyi hisseder, akşam kesin bir gol atarım derken golü yer. 
 
- Halı sahada oynayanlar çoğunlukla 35 yaşın üzerindeler, çoğunluk bana bir şey olmaz diye düşünüyor, özellikle kimler dikkat etmeli?
Haklısınız ben de 40 yaşıma kadar halı sahada maç yaptım. 40’dan sonra tenise başladım. Aslında tenis de kalp krizi açısından en az futbol kadar tehlikelidir. İstanbul’da yılda ortalama iki veteran tenisçi kortta kalp krizi geçirir. Spor salonlarında da kalp krizi olaylarını sık görüyoruz. Bu tip zorlamalı spor yapanlar birlikte risk faktörleri varsa daha dikkatli olmalılar. Aşağıda saydığım risk faktörlerinden ikisi birden olan kişi kesinlikle zorlamalı (yarışmacı) spor yapmamalı. Diyelim sigara içen birisiniz bir yandan da tansiyon tedavisi alıyorsunuz, iki risk faktörü eder, ben o kişinin yerinde olsam tempolu yürüyüş dışında spor yapmam. 
 
- Halı sahada ayda bir kez maç yapanla haftada üç kez maç yapanın riski aynı mıdır?
Bu sorunun iki cevabı var. Eğer risk faktörleri fazla bir kişiyseniz, örneğin sigara içen, kilolu birisiyseniz ayda on kere halı saha maç yapmak on kere Rus ruleti oynamak demektir, tabii ki kalp krizi riskinizi artırırsınız. Buna karşılık düzenli spor yapan kişilerde kalp krizi riski yüzde 45 oranında azalır. Dolayısıyla sık maç yapmanın bir anlamda faydası vardır. Durup durup kırk yılın başında bir halı saha maçı yaparsanız damarlardaki plaklar hazırlıksız yakalanır, kalp krizi riski de artar. 
 
- Bir yakınım ya da bir arkadaşım yanımda kalp krizi geçiriyor ben ne yapmalıyım?
1- İlk yapacağınız iş hastanın ve çevredekilerin sakinleşmesini sağlamak, paniği önlemek olmalıdır. Kriz geçiren kişiyi yere yatırmakta veya oturur pozisyona getirmekte fayda var. Ceketini çıkarın, kravatı varsa gevşetin, gömlek giyiyorsa yaka düğmelerini açın, kapalı bir yerdeyseniz pencereleri açın, kalabalığı dağıtarak hastanın rahat soluk alıp vermesini sağlayın. 
2- Ağzına yarım adet aspirin (500 mg’lık normal aspirinin yarısı) verip çiğnemesini isteyin.
3- Kalp hastası olup olmadığını sormak, yanında dil altı ilacı varsa dilinin altına bir tane koymak iyi olur. Ancak hastanın tansiyonu düşükse, soğuk terliyorsa, rengi bembeyazsa, baygınlık hali varsa, dil altı vermek doğru olmaz. 
4- Hemen bir ambulans çağırın, bu arada sorumlu kişiye ambulansın kaç dakikada ulaşabileceğini sorun. Süre verilmiyorsa veya yarım saati geçen bir süre veriliyorsa hastayı kendi imkanlarınızla en yakın hastaneye taşıma imkanını düşünün. 
5- Hastanın şuurunu kaybetmesi halinde başını yana çevirin, ayaklarını yukarı kaldırın. 
6- Kendine gelmemesi halinde solunum ve kalp masajı yapmak gerekir. 
 
- Riskli kişiler nasıl spor yapmalı?
Heyecan ve eğlenceyi ön planda tutanlar golf oynayabilirler. Amaç sağlık ve fit olmaksa yarışmacı spor yapmaya, spor salonlarına para vermeye gerek yoktur. Spor salonuna kaydolup gitmeyen kişilerin yatırdıkları paralarla Istanbul’a bir kaç olimpik stat yapılırdı. Türk erkekleri “Yarın spora başlıyorum,” demeyi cok sever. Eşofmanlar ve spor ayakkabısı yenilenir, iki üç kez gittikten sonra bahaneler başlar; işten geç çıkıyorum, bugün yorgunum, bugün canım istemiyor derken bir bakmışız göbek daha da büyümüş. Sporda önemli olan istikrardır. Her gün yapılırsa günde yarım saat tempolu yürüyüş ya da yüzme yeterli olur. Yüzme imkanı olmayan ya da dizinde bir rahatsızlık olduğu için yürüyemeyen kişiler de örnek egzersiz hareketlerini evde her gün 30 dakikalarını ayırarak yaparlarsa düzenli ve kalbe yararlı spor yapmış olurlar. 
 
- Spor salonlarında çalışan kişilerin protein takviyesi aldığını duyuyoruz, bir zararı var mı?
Var. Kas eşittir hayvansal protein, et, süt, yumurta eşitlemesi çok bilinen ancak doğru olmayan bir ezberdir. Yoğun spor yapanlar, atletler, özellikle vücut geliştirme sporu ile ilgilenenler kaslarının gelişmesi için mutlaka ilave proteine ihtiyaçları olduğunu düşünürler. Oysa hiç hayvansal protein almadan bile güçlü kaslara sahip olmak mümkündür. Prof. Dr. Colin Campbell’ın uzun yıllar süren “China Study” çalışması fazla proteinin kanser riskini artırdığını kesin olarak göstermiştir. “Kanser riskinin artması önemli değil yeter ki vücudum güzel olsun” demiyorsanız bırakın ekstra protein desteği almayı günlük et tüketiminizi bile sınırlamanızı öneririm. Fazla protein böbrekler için ekstra yük yapar, üre ve ürik asit gibi atık maddelerin artmasına neden olur, tansiyonu yükseltir. Protein destekleri içinde en çok “creatin” amino asidi kullanılır, bu maddenin gerçekten kas kütlesini artırıcı rolü vardır. Buna karşılık dışarıdan creatin alımının vücudun kendi creatin üretimini durdurma/tembelleştirme tehlikesi de vardır. Protein desteklerinin bir diğer tehlikesi kan asiditesini artırmasıdır. Bu da kemiklerden kana fazladan kalsiyum verilmesine neden olarak kemik erimesi yapar. Protein desteklerinin son bir yan tesiri de böbrek taşı oluşturma riskidir. Buradan gençleri uyarmak istiyorum birkaç yaz daha güzel görünmek için gelecek yıllarını tehlikeye atmasınlar.

İşte uzun yaşamın sırrı!
Ünlü kardiyolog Dr. Murat Kınıkoğlu, sağlıklı beslenmenin püf noktalarını açıklıyor...

İlker AKGÜNGÖR / VATAN HABER MERKEZİ
________________________________________

Kınıkoğlu, kırmızı ve beyaz et, yağ, süt, yoğurt gibi hayvansal gıdaları azaltarak, bitkisel beslenmeye yönelmeyi öneriyor. Çünkü, hem sağlıklı yaşamak hem de uzun bir hayat sürmek istiyorsanız bitkisel beslenmeye ağırlık vermek şart...
KARDİYOLOG ve İç hastalıkları uzmanı Dr. Murat Kınıkoğlu’yla süren kalp sağlığı sohbetimizde sıra beslenmede. Uzm Dr. Murat Kınıkoğlu sadece kalp için değil sağlıklı bir yaşam için beslenmenin püf noktalarını anlatıyor. Dr. Kınıkoğlu’na göre kırmızı ve beyaz et, yağ, süt, yoğurt gibi hayvansal gıdaları azaltıp tamamen bitkisel beslenmeye yönelmek sağlıklı yaşamın ilk şartı. Dr. Kınıkoğlu hayvansal gıdaların hem kalp-damar hem de kanser riskini artırdığını söylüyor. Dr. Kınıkoğlu’nun bir diğer uyarısı ise sahte besin dediği şekerli yiyecekler. Katkı maddeli ve fabrikasyon ürünlerin yararının olmadığını belirten Dr. Murat
Kınıkoğlu’na göre en değerli sebze omega-3 deposu semizotu. Kınıkoğlu, sorularımıza şu yanıtları verdi:

- Kısaca uzun bir yaşam için nasıl beslenmeliyiz?
Hipokrat “İnsanlara, ne çok fazla, ne çok az, doğru miktarda besin verip ve egzersiz yapmalarını sağlarsak sağlığa giden doğru yolu bulmuş oluruz” demiştir. Geçen 2 bin 400 yılda yapılan on binlerce araştırmadan sonra bugün aynı şeyi söylüyoruz: “Sağlıklı olmanın sırrı doğru beslenme ve düzenli spordur.” Yediklerinize dikkat ederek -ve biraz yürüyerek- yaşam sürenizi 10-15 sene uzatabilir, genleriniz size 65 yıllık bir ömür biçiyorsa 80’li yaşlara ulaşabilirsiniz.

- Bazıları ben uzun yaşamayayım ama istediğimi yiyeyim diyor.
“Her şeyi yiyip içmek, sonra küt diye gitmek ” pek çok insanın hayalidir. Planları şöyle; günde bir buçuk paket sigara, bir büyük şişe şarap içilecek, her öğlen dolma, akşam kebap yenecek sonra diyelim yetmiş yaşına gelince hiçbir sıkıntı çekmeden küt diye öbür tarafa intikal edilecek! Eğer kötü alışkanlıklar ve kötü beslenme bize böyle “küt ” diye gitme garantisi verseydi emin olun ben de sigara içer, her gün tereyağlı pilav üstü döner yer, üstüne bir de kaymaklı kadayıf götürürdüm. Maalesef gerçek bundan çok farklı; kötü beslenen, sağlığına dikkat etmeyenler öbür tarafa giderken daha çok sıkıntı çekiyor, erken yaşta kalp krizi ve felç geçiriyor, daha çok kalp yetmezliğine giriyor, daha çok nefes darlığı çekiyor, daha çok yatağa bağlanıyor kısacası öbür tarafa giderken daha çok sürünüyor. Üstüne üstlük tüm bu sıkıntılar genç yaşlarda başlarına geldiği için hastalıkla boğuştukları yıllar daha uzun oluyor.

Kırmızı etin sakıncası var mı?
Kalp hastalarının, kalp damar hastası olmak istemeyenlerin kırmızı et, tavuk eti, yumurta, süt, yoğurt gibi hayvansal gıdaları mümkün olduğunca az tüketmesi gerekir.
Günümüzde yaşayan 247 primat türü var. Biz insanlar, akrabalarımız içinde en acımasız olanı, en çok öldüreni ve en çok et yiyeniyiz. Kırmızı etin hastalıklarla ilişkisini araştıran pek çok çalışma kırmızı etin ömrü kısalttığını göstermektedir. Araştırmalar günde bir küçük hamburgere eş kırmızı et veya domuz eti yiyenlerin kanser ve kalp hastalıklarından ölüm riskinin yüzde 30 arttığı göstermiştir. Harvard Üniversitesi tarafından yapılan ve 2011 yılında American Journal of Clinical Nutrition dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre günde 100 gram (yaklaşık bir porsiyon) kırmızı et (örneğin biftek veya hamburger) yiyen kişilerde tip II diyabet gelişme riski yüzde 20 artmaktadır.

- Tam aksine, et ve tereyağı yenmesini tavsiye eden diyetler var, onlar için ne diyeceksiniz?
Duvardan atlamayın, et yemeyin. Ne alaka diyeceksiniz, anlatayım. Diyelim yolunuza yüksek bir duvar çıktı. Aşağı atlarsanız yolunuz kısalacak, hedefinize daha çabuk ulaşacaksınız ama bileğinizi incitme riskiniz var. Etrafınızdaki 20 kişinin on sekizi biraz ilerdeki merdivenleri kullanmanızı önerirken, iki kişi korkmadan atlamanızı tavsiye ediyor. Hatta birisi geçen hafta 90 yaşındaki babaannesinin bile duvardan atladığını ve hiçbir şey olmadığını söylüyor. Atlar mısınız? Dünyadaki tüm bilim çevreleri, hatırı sayılı üniversiteler “hayvansal gıdaları az tüketin, hem kalp damar hastalığı, hem kanser riskinizi artırır” diyor, buna karşılık birkaç doktor “etten korkmayın, bol bol et yiyin, benim babaannem et yedi, 90 yaşına kadar yaşadı” diyor. Duvardan atladığınızda bir şey olmaması ihtimali tabii ki vardır, gene de çoğunluğun dediğine uyup merdiveni kullanmanızı tavsiye ederim. Bilim bize bu yolu gösterdiği için hastalarıma kırmızı etten ve tavuk etinden uzak durmalarını, yağ kullanmamalarını öneriyorum.

Porsiyon miktarı ne olmalı?
Az yemek, sofradan aç kalkmak çok önemlidir. Dünyada uzun yaşama ile beslenme arasındaki ilişkiyi araştıran yüzlerce binlerce araştırma yapılmıştır. Elma, armut, maydanoz, her besin maddesi denenmiş herhangi bir gıdayı fazla yemenin veya içmenin hayatı uzatacağına dair hiçbir bilimsel kanıt bulanamamıştır. Buna karşılık “az yemenin” yaşamı uzattığını gösteren pek çok çalışma var.

Yumurta için ne diyorsunuz?
On sekiz yaşından büyüklerin her gün yumurta yemesi doğru değil, buna karşılık her gün bir hatta iki yumurta beyazı yiyenlere itiraz etmem. Yumurta beyazı zengin protein kaynağıdır, kolesterol içermez ve topu topu 20 kaloridir. Evrimsel süreçte doğada bulduğumuz yumurtaları yediğimiz bir gerçek ancak unutmayalım ki doğada serbest yaşayan kuşların sadece üreme dönemlerinde yumurtası oluyordu. Dolayısıyla bugünkü gibi yılın 365 günü yumurta yemek kesinlikle söz konusu değildi.

- Yağsız ve az tuzlu yemekler lezzetsiz olmaz mı?
İşin inceliklerini bilirseniz, pişirme tekniklerini ve baharatları iyi kullanırsanız yağ kullanmadan lezzetli yemekler yapabilirsiniz. Buna karşın hepimizin “lezzet mi-sağlık mı” tercihi yapması gerekir. Örneğin poğaçayı çok severim ama yemem. Bilirim ki katı yağla yapılır ve içindeki trans yağlar damar sağlığım için zararlıdır. Dilimizin üzerinde kendilerine istedikleri tadı vermemizi bekleyen milyonlarca tat hücresi var. Eğer hayattan alacak başka tatlarınız yoksa, tek zevkiniz dilininiz üzerindeki hücreleri tatmin etmekse mükellef bir akşam yemeğinin yerini hiçbir şey dolduramaz. Yemeği zevk aldığınız diğer faaliyetleri daha iyi yapabilmek için, bir diğer deyimle beslenme için yerseniz yağsız olması sorun teşkil etmez.

- Şekerli yiyeceklerden uzak durun diyorsunuz...
Şekerli yiyeceklerden uzak durmak çok önemlidir. Meyve gibi doğal besinler dışındaki türlü tatlıyı tam olarak kesin. Kola ve gazlı içeçeklerden sakının. Bir şişe kolada 11 çay kaşığı şeker olduğunu unutmayın. Şekerli sakız bile çiğnemeyin. Firmaların ürünlerinin içindeki şekeri gizlemek için şeker yerine başka terimler kullandıklarını unutmayın ve kutusunda; “şeker, invert sugar, mısır şurubu, high-fructose corn syrup, fruktoz, meyve suyu konsantresi, bal, molas, sucrose ve sonu “ose” ile biten diğer katkı maddeleri” yazan ürünlerden uzak durun.

- Neden?
Sahte ve ölü besinlerden uzak durmak gerekir. Tabiatta bulunduğu haliyle yemesi mümkün olmayan, yutabilmeniz için katkı maddeleri eklenmiş ve özel işlemlere tabi tutulmuş yiyeceklere sahte besin diyoruz. Fabrikasyon sahte besinlerin her birinin içinde onlarca katkı maddesi vardır. İşin kötü tarafı, içindeki tatlandırıcılar yüzünden vücudunuza hiçbir yararı olmadığını hatta zararlı olduğunu bilmenize rağmen kendinizi tutamaz yemeye devam edersiniz.

- Peki, besinin ölüsü olur mu?
Olur. Mutfağınızdaki bez torbanın içinde uslu uslu duran mercimek canlıdır, toprağa atın birkaç hafta ya da ay sonra size canlı olduğunu ispat eder. Nohut, fasulye, bezelye hepsi çoğalmak için uygun bir ortam bekleyen canlılardır. Koparılmış maydanoz veya ıspanak bile canlıdır, suyun içine koyun başını dikelterek hayatta olduklarını gösterirler. Ceviz, badem, fındık, ay çekirdeği, kabak çekirdeği tüm bu gıdalar yedi canlıdır.

- Yağ da kullanmayın diyorsunuz, zeytinyağına da bir yasak var mı?
Margarin asla kullanmayın, yemeklerinize bir tatlı kaşığından fazla zeytinyağı koymayın. Fast food tarzı beslenme sisteminde kalorinin yüzde 25-45’i (ortalama yüzde 33) yağlardan alınır. Türk mutfağı, kuyruk yağlı kebapları, börekleri, karnıyarık başta olmak üzere tencere yemekleri, tereyağlı baklava, lokma tatlılarıyla Batı mutfağından geri kalmaz, hatta bazı yemeklerimiz, beğenmediğimiz fast food gıdalardan daha fazla doymuş yağ içerir. Sağlıklı beslenmenin temel şartı zeytinyağı dahil olmak üzere yağı azaltmaktır. Besinlerle alınan hayvansal yağ miktarı düştükçe meme kanseri görülme sıklığı ve ölüm oranı düşmektedir. Tayland, Filipinler gibi ülkelerde yağ tüketimi düşük olduğu için meme kanseri az görülür, buna karşılık Hollanda, Danimarka, ABD gibi yağ tüketimi yüksek olan ülkelerde meme kanseri daha sık görülmektedir.

Önerdiğiniz şekilde bitkisel-sebze ağırlıklı beslenerek ne kazanacağız?
1- Kolesterolünüzü ve kan şekerinizi düşürürsünüz.
2- Kanser riskinizi azaltırsınız. Bu konudaki çalışmalar saymakla bitmez. Çin’de meyve tüketiminin az olduğu bölgelerde kanser oranlarının beş ila sekiz kat daha fazla olduğu gösterilmiştir. Ünlü hemşireler çalışmasında (Nurses Health Study) sebze ağırlıklı beslenen hemşirelerde non-Hodgkin lenfoma yüzde 33 daha az görülmüştür. Health Professionals çalışmasında haftada beş kez sebze yiyenlerle mesane kanseri yüzde 51 daha az bulunmuştur.
3- Bitkisel beslenme kemik erimesi (osteoporoz) riskiniz azalır. Bitkisel ağırlıklı beslenme vücuda bol miktarda kalsiyum alınmasını sağlar. Bitkisel beslenme = alkali gıda alımı idrardaki kalsiyum atımını engelleyerek kemik erimesine engel olur.
4- Bitkisel beslenme hazmı kolaylaştırır, bağışıklığı kuvvetlendirir. Bitkisel ağırlıklı beslenme, koliti engelleyen bifidobacillus ve lactobacillus bakterilerinin oranını artırır. Et ağırlıklı beslenenlerin bağırsaklarında ise kalın bağırsak kanseri olanlarda fazlaca bulunan Bacteroides ve Bifidobacterium oranı artar.
5- C vitaminini sadece bitkilerden alırsınız. Bazı memeliler C vitaminlerini kendileri yaparken insan, şempanze ve goril gibi primatlar bu vitamini besin yoluyla dışarıdan almak zorundadır. Meyve ve sebzelerde sadece C vitamini değil vitamin E, provitamin A, vitamin K, folik asit gibi başka faydalı vitaminler ve bakır, demir, sodyum, kalsiyum gibi sayamayacağımız kadar çok sayıda faydalı mineraller vardır.

- Manava gittiniz, önünüzde yüzlerce sebze, meyve var. Sadece birini seçmeniz gerekse hangisini tercih edersiniz?
Hiç düşünmeden cevap veriyorum: semizotu. En çok omega-3 ihtiva eden yeşil yapraklı bitki semizotudur. Bu özelliğiyle neredeyse eşsizdir. 100 gramında 400 mg bitkisel omega-3 (Alfa linoleik asit) vardır ki bu miktar marulda bulunandan 15 misli fazladır. Salatasını önümüzdeki yaz günlerinde her gün yiyebilirsiniz.

 
19 Haziran 2012 Salı / 19740 Kişi Okudu
Yorumlar
Copyright © 2006 - 2017 DoktorMurat.Net, Yasal Uyarı ve Gizlilik, Site Haritasi
Dr.Murat KINIKOĞLU Sağlıklı Yaşam Rehberiniz
İntermed Sağlık Merkezi Teşvikiye cad. No: 63 Nişantaşı Şişli/İstanbul
Tel: 0212 225 06 60 - Faks: 0212 2250895