Üye Girişi
E-Posta Adresiniz :
Şifreniz :
Üyelik Formu
E-Posta Adresiniz :
*
Şifreniz :
*
Adınız :
*
Soyadınız :
*

Yerel seçimin kazanananın Kılıçdaroğlu olduğunu düşünenler yanılıyorlar. Akıllı bir politika uygulasalardı, en basitinden partiyi Atatürkçü yolundan ayırmasalardı ekonomideki çöküşün, artan işsizliğin, rüşvet ve yolsuzluktan yaka silken halkın desteğiyle tarihe geçecek büyük bir zafer kazanabilirlerdi. Olmadı, olmayacak, CHP politikasında büyük değişiklikler yapmadığı sürece her seçimden boynu bükük ayrılacak.

Kötü Beyaz Adam Faktörü

Siyasetten, ülkenin gidişatından söz edeceksek lafa başlamadan “kötü beyaz adam” faktöründen bahsetmemiz gerekir. Kötü beyaz adamlardan kastım, tahmin edeceğiniz üzere, başta Amerika olmak üzere emperyalist ülkelerin yöneticileridir. Tabi ki sıradan Amerikalıyı, Avrupalıyı kastetmiyorum; onları da yöneten, bir anlamda kendi halkını sömüren, tüm dünyanın kanını emen kötü beyaz adamlardan bahsediyorum. Gözünüzde kolay canlandırmanız için aklınıza Trump’ı getirebilirsiniz; besili bir vücut, pembe beyaz yanaklar, özenle taranmış saçlar, kibirli duruş, “ben üstün ırkın temsilcisiyim” diyen, aşağılayan bakışlar… İçlerinde zayıf olanları da vardır ama kibirli duruş, aşağılayan bakışlar altın standarttır değişmez… Para birimlerini indirip çıkaran bankaları, orduları, örgütleri, sivil toplum kuruluşları var ve dünyayı istedikleri gibi yönetebileceklerini düşünüyorlar. Çoğunuzun geri kalmış ülkeleri avucuna almış bu kötü beyaz adamların farkında olduğunu sanıyorum. Türkiye Cumhuriyeti’ne ne yapmak istediklerini, ne kadar acımasız olduklarını biliyoruz. Biliyoruz çünkü hepimiz bir şekilde Ergenekon’u, 15 Temmuzu yaşadık, FETÖ’yü yakinen tanıyoruz. 

Peki, Kılıçdaroğlu biliyor mu? Bilmemesi mümkün değil ancak “Tayyip gitsin ne olursa olsun” hırsı o kadar gözünü karartmış ki boynumuza geçirilmiş ilmeği kravat sanıyor. “Batı bizim kötülüğümüzü istemez, kabahati kendimizde aramalıyız” diyor. Malum aydınlarımızın çok sevdiği “Geri kalmış ülkeler içlerinde bulundukları durumu hak ediyorlar çünkü tembeller, cahiller, yobazlar, pisler…” edebiyatına sarılıyor.

Seçimlere giren bir parti halktan iki yolla oy ister.

Birinci yolda halka kendilerini seçmeleri halinde “neler kazanacakları” anlatılır. İş, aş… Bizi seçerseniz şu artılara sahip olacaksınız, eskisinden iyi olacaksınız söylemiyle yeni projelerden bahsedilir. “İş alanları açacağız, fabrikalar kuracağız, şehrinizin içme suyu sorununu çözeceğiz, köyünüze yol, köprü yapacağız vb.”

İkinci yolda halkın zaten sahip olduğu bir değerin tehlikede olduğu söylenerek kendilerini seçmemeleri halinde “neler kaybedecekleri” anlatılır. Bizi seçmemeniz halinde şunları, şunları kaybedersiniz, geliriniz azalır, mevcut işinizi, inanç özgürlüğünüzü vb. kaybedersiniz.   

Kaybetmemek kazanmaktan daha önemlidir

Yanlış bir yatırım sonucunda 1000 TL kaybettiğinizi düşünelim, üzüleceğiniz muhakkak, buna karşılık doğru bir yatırımla 1000 TL kazanınca da sevinirsiniz. Bilim insanları hangi duygunun daha ağır bastığını merak ettiler ve araştırmalar şunu gösterdi: “Çoğu insan için kayıp karşısında yaşanan mutsuzluk, kazancın getirdiği mutluluktan daha fazladır.” Bir başka deyimle kaybetmemeyi kazanmaktan daha çok önemseriz. İkinci bir evimizin olması hepimizi sevindirir ancak mevcut evimizi kaybetmek bizi ikinci eve sahip olmanın vereceği sevinçle kıyaslanmayacak kadar fazla üzer. İşte bu yüzdendir ki çoğumuz kaybetmemeye kazanmaktan daha çok önem veririz. Psikologlar buna “kayıptan kaçınma eğilimi” adını veriyorlar (x). Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bu teoriden haberi olmadığından eminim (en azından fazla kitap okumadığını biliyoruz) ancak tecrübeli bir politikacı olarak halktan oy almanın en iyi yolunun insanların “Kayıptan kaçınma” duygularına hitap etmek olduğunun farkında. İşte bu yüzdendir ki seçim çalışmalarında bir yandan projeler açıklarken bir yandan da “Bekâ tehdidini” ön plana çıkardı. “Ey millet, dikkat edin, ülkemizi bölmek istiyorlar, vatanını kaybetme tehliken var” dedi. Peki buna karşılık Kılıçdaroğlu kayıptan kaçınma dürtümüze nasıl seslendi? Büyük buluş: tank fabrikası! Son günlerde bıkmadan usanmadan “Ey millet uyanın Tayyip tank fabrikasını Kuveytlilere satıyor” dedi. “Bekâyı boş verin tank fabrikasını kaybetmek istemiyorsanız bana oy verin.” Bir tarafta bekâ, öbür tarafta tank fabrikası... Sayın Kılıçdaroğlu’na sormak lazım kaybetmekte olduğumuz Cumhuriyetin önemli değerlerinden bahsetmeyi neden akıl edemedi acaba? Örneğin laiklikten… Tarikat dershanelerinde beş altı yaşlarında başları örtülen küçük kız çocuklarını, namaz kılmaya zorlanan ilkokul çocuklarını neden görmedi? Laiklik ilkesinden kopmanın bu ülkenin % 90’ının canını yaktığının farkında değil mi? Yoksa tarikat ehlinin oyunu kaybederim diye korktu mu, aynı ırkçı Kürtlerin oyunu kaybetmek korkusuyla PKK tehdidini görmezden gelmesi gibi.  

Bekâ tehdidi gerçekten var mı?

Ülkemizin, bütünlüğüne karşı bir tehdit altında olduğunu görmemek için Kılıçdaroğlu ve CHP yönetimi gibi kör olmak lazım. Bir ülke düşünün ki ordusunun elit subayları, aydınları “Ergenekon” ismi verilen ve gerçekte olmayan bir örgüt suçlamasıyla hapse atılmış, devletin her kademesi yabancı istihbaratın güdümündeki bir yobazın eline geçmiş. Bir ülke düşünün ki dost bildiği komşularının orduları Akdeniz’de namlularını kendisine çevirmiş halde tatbikat yapıyorlar. Bir ülke düşünün ki kendini dünyanın patronu kabul eden emperyalist devlet kendini bölmeye çalışan terör örgütüne –hem de gizleme gereği duymadan- arka çıkıyor, açıktan silah yardımı yapıyor. Ve siz hala çıkıp bekâ tehlikesi yok, tank fabrikasına bakın diyorsunuz.   

Kaybetmenizin nedeni çok açık değil mi?  

 

(x) Daniel Kahneman bu doğrultudaki çalışmasıyla 2002 yılı Nobel İktisat Ödülü’nü almıştır.

 

 

 

04 Mayıs 2019 Cumartesi / 54 Kişi Okudu
Yorumlar
Copyright © 2006 - 2019 DoktorMurat.Net, Yasal Uyarı ve Gizlilik, Site Haritasi
Dr.Murat KINIKOĞLU Sağlıklı Yaşam Rehberiniz
İntermed Sağlık Merkezi Teşvikiye cad. No: 63 Nişantaşı Şişli/İstanbul
Tel: 0212 225 06 60 - Faks: 0212 2250895